STK’lar Büyürken Liderlik Nasıl Evrilmeli?
Neredeyse her sivil toplum kuruluşu bir “kahramanın” omuzlarında yükselir. Misyonun yaşayan meşalesi olan, her detayı bilen, herkesten çok çalışan o karizmatik kurucu lider… Bu ilk evrede organizasyon, liderin kişisel enerjisiyle hayatta kalır; ilk fon bulunur, ilk proje biter ve o unutulmaz “sayemizde başardık” hissi yaşanır.
Ne var ki bu kahramanlık rolü, en parlak liderler için bile tehlikeli bir bağımlılığa dönüşebilir. Örgüt büyümeye başladığında, kahraman hâlâ her karara dâhil olmak, her işi “en doğru şekilde” yapmak ister. Farkında olmadan, yarattığı yapının önündeki en büyük engele, bir darboğaza dönüşür. İşte bu, kurucu sendromudur.
Peki, bu sendromu aşarak misyonu sürdürülebilir kılmanın yolu nedir? Yanıt, liderin üç temel rolde ustalaşmasından geçer: Kahramanlıktan mimarlığa, oradan da bahçıvanlığa evrilmek.
Evre 1: Lider olarak kahraman
Bu, kuruluş ve hayatta kalma evresidir. Liderin odak noktası, işi yapmaktır. Kararlar hızlı, iletişim gayriresmî, enerji ise bulaşıcıdır. Başarının tanımı nettir: “Benim/bizim sayemizde bu işi başardık.” Bu rol, misyonu ateşlemek için vazgeçilmezdir; ancak liderin kendisine sorması gereken ilk kritik soru şudur: “Bu organizasyon sadece benim enerjimle mi var oluyor?”
Yanıt “evet” ise ikinci evreye geçme zamanı gelmiştir.
Evre 2: Mimar
Bu en sancılı geçiştir. Kahramanın, spot ışıklarından inip çizim masasının başına oturması gerekir. Liderin ana işi, artık işi yapmak değil; işin kendisinden bağımsız olarak yapılabileceği bir sistem tasarlamaktır. Rolleri tanımlar, süreçleri yazar, sorumlulukları dağıtır ve kendisinden daha yetenekli insanlara güvenmeyi öğrenir.
Bu, egodan ve kontrol arzusundan vazgeçmeyi gerektiren bir zihniyet değişimidir. Lider artık her tuğlayı taşıyan bir usta değil; tüm binanın planını çizen ve her uzmanın kendi işini en iyi şekilde yapacağı ortamı yaratan bir mimardır. Bu evrede başarının tanımı kökten değişir: “Ekibim, ben olmadan harika bir iş başardı.”
Evre 3: Bahçıvan
Mimar, sağlam bir bina inşa etmiştir. Artık liderin rolü, o binanın içinde bir yaşam, bir kültür yaratmaktır. Bahçıvan, artık cevapları veren değil; doğru soruları soran kişidir: “5 yıl, 10 yıl sonra bu sorun nasıl evrilecek ve biz nerede olmalıyız?”
Odak noktası, organizasyonun “nedenini” korumak, kültürü beslemek ve yeni liderler yetiştirmektir. Bahçıvan, tüm bahçeye gölge salan tek ve dev bir ağaç olmaya çalışmaz. Bunun yerine, her bir fidanın kendi potansiyelinde büyüyebileceği zengin bir toprak, doğru miktarda güneş ve su sağlar. En büyük başarısı, kendisi bahçeden ayrıldığında bile bahçenin daha da güzelleşerek yaşamaya devam edeceğinin güvencesidir.
Kısacası, STK’lar büyürken liderlik, vazgeçilmez olmaktan çıkıp kendini gereksiz kılacak bir yapı kurma sanatına evrilmelidir. Bu, bir egonun ölümü; ama bir misyonun ölümsüzleşmesidir.