STK'lar başarıyı ölçerken nasıl başarısız olur?

Metriklerin Tiranlığı

Her STK çalışanı o toplantıda bulunmuştur. Proje koordinatörü, rakamlarla dolu bir sunum yapar: “Katılımcı sayısında %22 artış”, “dağıtılan materyal adedi 12 bini aştı”, “sosyal medya erişimi 73 bin kişiye ulaştı”… Rakamlar sağlamdır, grafikler yüz güldürür; fon sağlayıcı mutlu olacaktır.

Ne var ki sunum bittiğinde biri, o basit ama çarpıcı soruyu sorar: “Pekiyi, gerçekten bir şeyi değiştirdik mi?”

O an odaya çöken sessizlik, işte bu yazının konusunu oluşturuyor. Bu sessizlik, Goodhart’la anılan o meşhur ilkenin rapor satırlarındaki fısıltısıdır:

"Bir ölçüm, hedef haline geldiğinde iyi bir ölçüm olmaktan çıkar."
Charles Goodhart
Ekonomist

Amacımız toplumsal fayda yaratmakken kendimizi bir anda raporlanabilir rakamlar üretmeye hizmet ederken buluruz; hedefler, ölçtüğümüz şeyin esiri oluverir.

Bir düşünün: Eğitim kalitesini artırmayı hedeflersiniz; ama kendinizi yalnızca “eğitime katılan çocuk sayısını” raporlarken bulursunuz. Hedef, çocukların ufkunu açmaktan Excel tablosundaki bir hücreyi yeşile boyamaya dönüşür. Oysa bilirsiniz ki 10 çocuğun hayatına derinden dokunmak, 100 çocuğun bir sınıftan sadece “geçip gitmesinden” çok daha değerlidir. Bunu hangi metrikle göstereceksiniz?

Nitekim bir sürdürülebilirlik raporunda “10 bin fidan diktik” cümlesi kulağa harika gelir. Pekiyi ya o fidanlar, bölgenin ekosistemine uygun olmayan, sadece hızlı büyüdüğü için seçilmiş türlerse? Ya bir yıl sonra yarısı kurumuşsa? Metrik başarılmış; ancak asıl hedef başarısız olmuştur. Ağaç sayısına odaklanmak, sürdürülebilir bir orman yaratma hedefini gölgede bırakmıştır.

Bu tuzağın en büyük tetikleyicisi ise genellikle iyi niyetli fon sağlayıcılardır.

Çoğu donör, somut, ölçülebilir ve kolay anlaşılır sonuçlar talep eder. Bu baskı, STK’ları ister istemez, etkisinin derinliği yerine ölçümünün kolaylığına göre proje kurgulamaya iter. Uzun soluklu bir zihniyet dönüşümü yaratmak gibi “dağınık” ve zor ölçülen bir hedef yerine, metriklerin kolayca parladığı bir günlük farkındalık kampanyası çok daha cazip hale gelir.

Pekiyi, ne yapmalı? Metrikleri tamamen çöpe mi atmalıyız?

Kesinlikle hayır. Yanıt, ölçmeyi bırakmak değil; neyi neden ölçtüğümüzü ikna olmaksızın sorgulamaktır. CVILIS olarak biz, her yeni metrik belirlenirken kendimize şu basit 3 Soru Testi’ni uygularız:

1. Misyon mu, donör mü?

Bu metrik, gerçekten bizim ana hedefimize mi hizmet ediyor; yoksa sadece bir sonraki fon raporunu kolaylaştırmak için mi var?

2. Görünmez etki ne?

Bu metriğe odaklanmak, hangi değerli ama ölçülmeyen “görünmez” etkileri (ör. katılımcılar arasında kurulan güven, toplulukta artan dayanışma ruhu) yok saymamıza veya hatta yok etmemize neden oluyor?

3. Sıfır Metrikle Neredeyiz?

Eğer hiçbir şeyi ölçmek ve kimseye rapor vermek zorunda olmasaydık bu projenin “başarılı” olduğunu nereden anlardık? Bu sorunun yanıtı, genellikle en doğru ölçütün saklandığı yerdir.

Goodhart’ın tuzağından kaçınmanın yolu, metriklerden vazgeçmek değil; onları işlevsel rehberler olarak kullanmaktan geçiyor. Asıl hedef, raporu doldurmak değil; etkiyi derinleştirmek.

Yorumlar Kapalı